1 Temmuz 2026 Çarşamba

SİS


                                      SİS

 Bence bir çoğumuzun aşina olduğu ve adını koyamadığı bu hisse sis diyebiliriz. Hani bilgisayarımız çok ısınır da soğusun diye kapatırız ya, fikrimce beynimizde aynı mantıkla çalışıyor. 

 Heyecanlı olmam gereken bir durumun içerisindeyim ve benim yerimde olan öğrenciler belki korkuyor, belki panik veya üzgün ama ben hiçbir şey hissetmiyorum. Bu his öyle duygusuzluk gibi değil de daha çok duyguların gölgesi içimde üşmüş gibi. Hafifler ama her yeri kaplıyorlar, buna rağmen bir ağırlık vermiyor hatta sanki beynimin on off tuşuna basmışım da kapatmışım gibi hissettiriyor.

 Bir az da beni bu duruma sokan şeyden bahsedeydim, ben güzel sanatlar lisesi resim bölümü için yetenek sınavına  gireceğim. 2 yıllık hayallerim ve 1 yılımı verdiğim emeğime güveniyorum. 

 Azcık da kendimize güven hakkında konuşalım. Kendine güven dendiğinde tek bir şeyden bahsedilmiyor, eğer kendinize güvenecekseniz hayallerinize de güveneceksiniz, emeklerinize de güveneceksiniz ama en çok da bu yolda attığınız adımlara güveneceksiniz. Tevekkül edecek dua edeceksiniz ama en kıymetlisi tüm kalbiniz ile yapacaksınız bunu. Hayallerinizi düşünün, nefes almak gibi, değil mi? Nasıl ki nefes almadan yaşayamıyorsanız bu hayalin umudu olmadan da yaşayamayacağınızı fark edeceksiniz ve o adımı atacaksınız. Küçük bir adım olacak belki ama o küçük adım olmadan yol ne başlar ne de biter.

 Düşeceksiniz belki gerçekleşmeyecek ama denedim diyebileceksiniz, yaptım olmadı diyeceksiniz. Ben her zaman iki pişmanlık arasından birini seçerim. Bu pişmanlıklardan biri yapmadığımız şeyler için duyulan pişmanlıktır, sonucu belli değildir, denesek yapar mıydık yapamaz mıydık bilemeyiz, cevabını bilmediğimiz ve üzerine teoriler ürettiğimiz bir soru gibidir bu pişmanlık ama asla cevap anahtarı yoktur.

 Bir de benim her dağim avucumda tuttuğum pişmanlık var. Yaptığım eylemden duyduğum pişmanlık. Bir yola adım attım, nasıl ilerlediğimi gördüm ve sonucuna vardım. Kısaca giriş, gelişme ve sonuç anlarına da hakimim ve bu yola olabilecek tüm gelişmeleri düşünerek baş koydum. Sonucu biliyorum ve başlamadığım için pişman değilim, belki beni pişman edecek olan şey sonuçtur ama en azından, ya bu yolda adım atsaydım? pişmanlığını hissetmeyeceğim. Şunu bilin ki sahip olmadığınız bir yükü taşımak sahip olduğunuz bir yükü taşımaktan daha zordur bu yüzden o adımı atın ve sonucu öğrenin.

 Sonucu öğrenin ki içinizdeki sis dağılsın.

 Bu bloga ilk kez gelen sen, benim amacım öğrendiklerimi öğretip birilerine pusula olmak ve eğer bir kişinin bile yolunu aydınlatacaksam ne mutlu bana. 





29 Haziran 2026 Pazartesi

Hayat Herkese Aynı Bakmıyor




        Hayat Herkese Aynı Bakmıyor
 Bunu zaten biliyordum fakat bazen yalnızca bilmekle olmuyor. Nasıl desem, sanki duymuşuz, kulağımız aşina ama düşünmemişi gibi ve bence insanların farklılıkları gibi zamanın da aynı vakitte farklı akması muazzam. 

 En mutlu gününüzü düşünün; doğum gününüz, mezuniyetiniz, düğününüz veya sadece sevdiklerinizle geçirdiğiniz sakin ama mutlu bir an. Bir de en kötü gününüzü düşünün; büyük bir kavga, hayal kırıklığı, cenaze, küslük...

 Birbirine zıt olan bu iki duygu aynı yin ve yang gibi aynı çemberin içinde dönüyorlar ve evet, bu iki duygunun içinde de birer nokta var.

 Mutluluğu ele alalım, kahkahalar, yüzlerden silinmeyen o gülümsemeler, gün bittiğinde ''Zaman ne kadar da hızlı geçti.'' dediğimiz o geceler. İşte bu beyaz dairenin içinde de bir siyah leke var. Bu siyah leke akıp giden zamanın ta kendisidir. Gün bittiğinde gelen ''Keşke o anı tekrar yaşasam, keşke hiç bitmemiş olsa.'' dileği, ve belirsiz bir yarın. Geçirdiğimiz mutlu günün tam ortasında duran o siyah nokta aslında bizi mutlu eden şey. Nasıl yani? Bir düşünün, her gününüz mutlu, her gün yüzünüz gülüyor ve siz hayatınızın her anında olan o duyguyu özleyebilir misiniz? Bizim mutluluğu hissetmemizin asıl sebeplerinden biri de onu özlememiz, ona ihtiyaç duymamız. Mutluluğu değerli görüyoruz çünkü o bizi karanlıktan sıyırıp etrafındaki ışığa sürüklüyor. 

 Bir de kimsenin adını anmak istemediği ama birçoğumuzun da içinde bulunduğu o siyah daire var. O dipsiz kuyunun içindeki beyaz nokta ise çok değerli. İçinde bulunduğumuz karanlıkta önümüzü göremeyiz, kendimizi sonsuzluğa uzanan bir boşluğun içinde buluruz. O karanlıkta bize uzanan hiç bir eli göremeyiz, duyduğumuz sesler yabancılaşır ve biz o karanlık dairenin içine gömülürüz. İşte tam da bu anda bir ışık kendini gösterir, tek bir farkla. O beyaz daire bu sefer geçmişin kendisidir. Mutluluklar, hülyalar, kahkahalar... hepsi bir film şeridinde toplanmıştır. 

 İçinde ışığı barındıran bu kuyunun ve içinde leke olan bu ışığın birleşimi ise hayatın ta kendisidir. Hayat aynı yin ve yang gibidir. 

 Benim bunu fark etmem ise hayatımın en beyaz gününde siyah noktanın farkına varmamla oldu. Hayatımın en güzel günüydü, sevdiklerimle saatler geçirdim, fotoğraflar be videolar çektim, müzik eşlinde dans ettim... İşte ben bunları yaşarken hayat bir başkasına bana baktığı gibi bakmıyormuş ve ben bunu bilerek o günü yaşadım. Ben gülmekten ağlarken birisi acı göz yaşları döküyormuş, ben sevdiklerimle anı paylaşırken o sevdiği birinin acısıyla daralıyormuş, bu hayatın her köşesinde böyle, hayat zıtlıklarla dolu ve zaman o zıtlıkları bize bir arada gösteriyor. 

 Işıltılı bir günde o siyah lekeyi hatırlayın çünkü o zamanın gelip geçici olduğunu size fısıldarken, karanlık  bir gündeki o beyaz nur hayatın iniş çıkışlarını, mutluluğun ne kadar kıymetli olduğunu size hatırlatacak. 

 

























 








SİS

                                       SİS   Bence bir çoğumuzun aşina olduğu ve adını  koyamadığı bu hisse sis diyebiliriz. Hani bilgisayar...